Takvim Yapraklarının Arasında

      Takvim Yapraklarının Arasında için 2 yorum

Erkenden kalktı. Takvime yaklaşıp “dün”ü dikkatlice kopardı. Takvimin yaprakları arasında bir tomar dünün arasına tıkıştırdı elindeki yaprağı. Ne kadar da kağıt birikmişti. Âdetiydi, eski tarihli bu kağıt parçalarını yenilerinin düzenini bozana kadar saklardı. Yarının dünü olmaya mahkum bugünde, geçmişin tozlarını üzerinde taşıyan yaprakları buruşturup odasındaki çöp kovasına attı. Güneşin vücudunu ısıtmaya başladığı esnada bugünü diğerlerinden ayıran takvim yazısına odaklandı. Bugün bayramdı. Uyandığından beri oturmakta olduğu yatağından zorlukla kalktı. Dizleri eskisi gibi değildi. En ufak hareketlerde bile iki huysuz çocuğunki gibi acı dolu bağırışlar yankılanıyordu vücudunun içerisinde. Yatak odasından çıktığında yüzünü yıkamak için banyoya yöneldi. Lavabonun bulunduğu bölümü aydınlatmak için ışığı açan düğmeye dokundu. Boğuk, loş ve sarı tonlarında bir ışık titredi yukarılarda bir yerde. Oldum olası beyaz ışığa alışamamış, eşinin tasarrufla ilgili söylediği bütün sözlere kulağını tıkayıp sarı ışıkta bu yüzden ısrar etmişti. Üstelik, madem güneş sapsarıydı; ışıklar da sarı olmalıydı. İnsanoğlunun her şeyi kendine benzetme hastalığı hiç son bulmuyordu.

Yüzünü yıkadıktan sonra aynaya baktı. Kendisini uzun uzun incelemeyi sevmezdi. Bugün ise gözlerini ayıramıyordu aynadaki yansımasından. Saçlarına dokundu önce. Sarı saçlarının, beyazın hükümranlığını yıllar önce kabullendiğini biliyordu ama yine de beyaz saçlar ona yabancı geliyordu. Gözü saçlarından alnına doğru kaydı. Bir sürü çizgi yüzünün etrafında dolaşıyor en çok da alnında toplanıyordu. Yaşam, geçen yılların hesabını onun yüzünde tutuyordu sanki. Her seneye bir çizik, hatta son yıllarda birden fazla çizik yüzünde kendine yer etmişti. Bir tek gözleri kalmıştı ona geçmişi hatırlatan. Mavi gözleri ışığını biraz kaybetmiş de olsa kuyunun dibindeki iki değerli mücevher gibi parıltısı hâlâ oralarda bir yerdeydi. Düşüncelere hapsolmuşken zamanın uyuşturucu etkisinden sıyrılıp hazırlanmak için yatak odasına geri döndü. Dolabının karşısına geçti. Eşinin ona yıllar önce aldığı lacivert elbiseyi askısından çıkardı. Dikkatli ve yavaş hareketlerle elbiseyi giydi. Zaten istese de çok hızlı hareket edemiyordu. Hızla giden bir trenin içerisinde kendi hareketleri ağır çekimle ekrana yansıtılıyor gibiydi. Tarih boyunca fethedilemeyen tek toprak, zamanın hüküm sürdüğü diyarlarda gizliydi.

zaman

Yaşlılığının üzerine gençliğinden bir görüntü geçirdiğinde, aynadaki kendisine gülümsemeden edemedi. Biraz önce çöp kovasında yerini alan geçmiş, bir elbisenin sızan anısından kendini göstermeyi becermişti. Kolyesini boynuna geçirdi, bilekliğini taktı. Evlilik yüzüğünü parmağında birkaç kere çevirip düzeltti. Her şey hazırdı. Yatağının başında bulunan fotoğrafa yaklaştı. Eşinin hayatı boyunca yüzünden eksilmeyen gülümsemesi fotoğrafta da kendisine yer bulmayı başarmıştı. Bir öpücükle eşinin bayramını kutladı. Bir damla yaş süzüldü gözünden, daha fazlasına izin vermezdi genelde. Yine öyle yaptı. Uzun süre önce kaybettiği eşinin fotoğrafını yerine koydu. Parmağının ucunu fotoğrafın üzerinde gezdirdi. Kafasını kaldırıp saate baktığında zamanın yaklaştığını fark etmişti. Elinden geldiğince hızlı adımlarla oturma odasına geçti. Etrafa şöyle bir göz attı. Her şey yerli yerindeydi. En sevdiği koltuğa oturdu. Bu koltuğu sevmesi rahat oluşundan ya da renginden değil, bahçe kapısını gören manzarasındandı. Böylelikle binaya kimlerin gelip gittiğini görebiliyordu. Dışarıyı izlerken tanıdık yüzleri görmesiyle içindeki heyecan arttı. Zilin çalmasına fırsat vermeden kapıya yöneldi. Boş evde yankılanan zil sesiyle aynı anda kapıyı açtı. Yan binada oturan her bayram elini öpmeye gelen komşu çocuklarına hafiften titreyen eliyle şeker uzattı. İçini mutluluk dalgası kaplamış bir şekilde tekrar koltuğuna döndü. Bu geliş gidişler mahallenin neredeyse bütün çocukları onunla bayramlaşmaya gelene kadar devam etti. Akşama doğru telefonuna gelen birkaç mesajdan biri kızından ve torunlarındandı. Her sene olduğu gibi bayram tatilini geçirmeye deniz kenarındaki tatil beldesine gitmişlerdi. Yıllardır kendi ailesinin bayram dileklerini mesajlardan okuyordu. Bu durum içini acıtsa da her hissini içine atar, onlara bir şey demezdi.

Gün biterken elbisesini özenle çıkarıp dolabına astı. Mücevherlerini kutusuna koydu. Yastığa başını koyduğunda yatağın boş tarafına baktı. Hayat arkadaşı için bir dua mırıldandı. Bir gün daha zamanın altın sularına kapılıp giderken eşinin özlemine sarılıp uykuya daldı.

Takvim Yapraklarının Arasında” hakkında 2 yorum:

  1. Hatice

    Hepimizin bi şekilde buluşacağı son…
    çok garip değil mi; etrafımız kalabalık ken yalnız kalmak istiyoruz;
    Ve birgün gerçekten yalnız kalınca da belki bu kalabalığı arayacağız. O zaman a kadar yine hep yalnızlığı isteyeceğime Emin’im ama. Kimbilir belki de o kalabalığı hiç bir zaman istemeyeceğim.

    Cevapla
    1. zaferb Metnin yazarı

      Değerli yorumunuz için teşekkürler…
      İnsan kendi duygularını keşfetmek için yalnız kalmak ister, keşfettikleri yüreği için fazla ağır olduğunda da yanında birilerini arar. Bu döngü hayat boyunca böylece gelip gider. 🙂
      Ben de yalnızlığı daha çok seviyorum sizin gibi. Kelimeler, kalabalıktan ve yüksek sesten ürküyor çünkü. 😉

      Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir