İstasyon İnsanları

      İstasyon İnsanları için 2 yorum

Tren GarıGeçenlerde Deep Tone ile Facebook’ta yayınladığı “İstasyon” isimli şiirin yorum bölümünde istasyonların yazar ya da şair açısından ne kadar ilham verici olduğundan dem vurmuştuk. Ben de son 72 saatlik zaman dilimine 24 saatlik otobüs yolculuğu sığdırdığım için bu konuda söz söyleme yetkisi verdim kendime. 🙂

Omzumda bir çanta ile sıra sıra oturaklardan kendi peronuma yakın fakat insanlarla arama bir miktar mesafe koyabileceğim bir yer seçtim önce kendime. Özellikle gitmeyi, gidenleri ya da gelenleri bekleyiş sürecinde zamanımızın “en hoş” vakit geçirme cihazları olan telefonlara kafasını gömmeyen kişilere göz gezdirdim. Bu kategoriye girebilecek insanların yaş ortalamasının yüksek olduğunu bir kez daha fark ettim. Acaba elimizin altında aynı teknolojiler, hatta daha fazlası olduğunda ve şimdikinden daha yaşlı bir insan olduğumda bir seçim olarak etrafı gözlemlemeyi seçecek miyim ben de? Yani sonuç itibariyle karşımdaki kişilerin en azından bir kısmı benim gibi, telefon ekranlarını değil de gelen ya da giden otobüsleri, yağmur damlalarıyla kaplı camekanların arkasından seyretmeyi tercih etmişti sonuçta. Her bilgiye birkaç dokunuşla ulaşabileceğimiz cihazlarla çevriliyken insanların yaşanmışlıklarının, davranışlarının, göz yaşlarının ya da tebessümlerinin yapay ekranların arkasında en iyi efektlerle süslenmiş de olsa yeterince gerçek olamayacağına inanıyorum. Bu yüzden pek az insan gibi otobüsümün perona gelmesini beklerken etrafımda olup bitenleri izlemeye devam ettim sanırım.

Neden bilmiyorum, beklediğim o esnada insanların yüzlerinden okuyabildiğim genel bir tedirginlik haliydi. Otobüslerini kaçırma endişesi mi yoksa ülkemizdeki üzücü olayların derinden derine insanları etkilemesi miydi bunun kaynağı, kestiremiyorum. Gerçi biz maalesef ki çabuk unutma kabiliyeti olan bir milletiz. Bir kabiliyeti üzüntü bildirdiğim bir cümle içerisinde kullanmamın sebebi unutan yahut umursamayan insanların hayatlarına kaldıkları yerden daha çabuk devam edebildikleri gerçeği. Hatta eğlence programlarında, dizilerde, televizyonlarda kısacası hayatın her alanında millet olarak bulunduğumuz durumu “teröre inat” devam ettirme söylemleri içerisinde olan bazı kişilerin, çok büyük olasılıkla “kazandıkları paralara” ara vermeye tahammül edemediklerini hissediyorum.

Son söylediklerim başlı başına ayrı bir yazı konusu. Ben tekrar bekleme salonuma döneyim. Tedirgin insanlar kadar otobüsleri kalkmak üzere olduğu halde tek beklenen yolcu onlar ve anons ediliyorken dâhi ağırdan alanlar da yok değil. Bazen bu denklemde otobüsümü kaçırma endişesine daha yakın olan taraftan “Ben gelmeden otobüs kalkmaz zaten!” gamsızlığına yakın olmayı tercih ederdim sanırım. İşin garip tarafı ya tedirgin ya da gamsızsınızdır, bunun arası pek yoktur. Üstelik birinden diğerine isteyerek geçebilene şimdiye kadar rastlamadım. 🙂

Etrafa bakınırken temizlik görevlisinin direksiyonunu tuttuğu akıllı süpür-sil robotuyla (siz daha iyisini bulana kadar benim koyduğum isim bu olsun. 🙂 insanların arasından geçişini izledim. Bu temizlik işi esnasında insanlar temizliği kolaylaştırmak adına toparlanmak bir tarafa temizlik görevlisinin varlığından bihaber davranmayı tercih ediyordu. Bazen sadece görmek istediklerimizi görüyoruz. Buna bazen algıda seçicilik desek de bazen de bu psikolojik terimin yerine “acımasızlık” kavramını tercih ediyorum. Daha gerçekçi geliyor bana. Sokakta yaşayan insanların arasından geçerken çoğu zaman görmeyi bir kenara bırakın bakmamayı tercih edişimiz gibi.

Temizlik görevlisi işini sürdürürken otobüs firmalarında görevli olan üç kişiye robotu işaret ediyor. “Abi, çekiş gücüne bak şunun!” diyor ve robotun bir parçasını söküp içeri dolan havayı izlemelerine izin veriyor seyircilerin. “Oo, hadi iyisin.” gülüşmeleri içerisinde o da tebessüm edip temizliğine devam ediyor sonra. Benim sırama geldiğinde ayaklarımı toplayıp minik bir kafa sallamasıyla selamlıyorum görevliyi.

Kafamı kaldırıp tekrar camlara baktığımda, su damlacıklarının deseniyle süslenmiş dünyanın ardında tüten dumanları görüyorum. Ne kadar çok sigara içen var! Bilemediğim bir bağımlılık anlayışı içerideki sıcağa tercih ettiriyor soğuğu ve yağmuru anlaşılan. Sigara içmediğime bir kez daha seviniyor, gözlerimi etrafta gezdirmeye devam ediyorum.

İnsanların arasında gezen birkaç köpek çekiyor dikkatimi. Görevlilerin köpeklere izin vermesine seviniyorum. Dışarısı soğuk ne de olsa. Üstelik kedi evi yapıp sokağa koyan doktorun cinayete kurban gitme haberi daha zihnimden silinmemişken köpekleri kabullenilmiş görmek mutlu hissettiriyor. Sonra saate bakıyorum. Kalkıyorum olduğum yerden. Dışarıda bir süre bakınıp gelmemiş otobüsümü gelmesi gerektiği yerde bir miktar daha bekliyorum. İçerideki güvenli limandan dışarının soğuğuna çıkmak ve yağmur damlalarını hissetmenin pek de fena bir fikir olmadığına karar verip perona yanaşan otobüsüme yöneliyorum. Belki bir daha göremeyeceğim şehre son kez gitmek için adımlarımı sıklaştırıyorum.

2 thoughts on “İstasyon İnsanları

  1. Oksijensizm

    O istasyondaki her ayrıntıda bulundum yazdıklarınızı okurken. Kafamda çok güzel bir istasyon yarattınız. Birçok derin konuya bir yazıda yer verebilmeniz çok anlamlı! Teoman’ın ‘İstasyon İnsanları’ şarkısını ilk dinlediğimden bu yana insanların en doğru izlenebileceği yerin istasyonlar olduğunu fark etmiştim. Nitekim yazdıklarınızdaki insan tespitleriniz de bunu ortaya koyuyor. Yazdıklarında kendime yakın gelen hisler buldum. Çok güzel bir yazıydı. Kaleminize sağlık. 🙂

    Reply
    1. zaferb Post author

      Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Çoğu zaman yazılarımı bir iç dökme mecrası olarak görüyorum. Bu nedenle konuyu istesem de tek bir noktada tutamıyorum bazen. Benim gibi kâh bu sahile kâh şu sahile vuruyor yazdıklarım.

      Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir