Vurulan İnsan, Ölen İnsanlık

      Vurulan İnsan, Ölen İnsanlık için 5 yorum

Siperin duvarına yaslandı. Başının üstünden geçen kurşunların tiz sesi günlerdir devam etmesine rağmen bu duruma bir türlü alışamamıştı. Şimdiye kadar daha çok; cephane taşıma, ulaşım gibi görevler üstlenmesine karşın asker sayısının gitgide azalması sonucunda birçok arkadaşı gibi o da genç yaşına rağmen cephe hattındaydı. Henüz 17 yaşındaydı. Çocuk olmak için büyük, adam olmak içinse küçük bir yaştı bu. Askerde sevdiklerinden uzak geçirdiği bu aylar, ömründen daha fazlasını eksiltiyor gibiydi. Sanki geçen günlerin her biri, bir tomar takvim yaprağını da beraberinde götürüyordu.

İki gün önce, düşmanın ani baskını karşısında cephe hattını geriye taşımak zorunda kalmışlardı. Bir haftadır aynı bölgede omuz omuza çarpıştığı arkadaşlarından üç tanesini bu çatışmada kaybetmişti. Hele biri vardı ki bakışları bir türlü gözlerinin önünden gitmiyordu. Kısa dinlenme zamanlarında, gözlerini kapamasıyla ölen arkadaşının bakışları bölüyordu uykusunu.

“Neden?” diye sormuştu arkadaşı. “Neden savaşıyoruz?” O an ne diyeceğini bilemedi.

“Vatan için…” diyebildi.

“Peki, onlar neden savaşıyorlar?” diye karşılık verdi başını kucağında tuttuğu arkadaşı. Bu sorunun cevabını bir türlü bulamıyordu. Dünyanın en varlıklı, en güçlü ülkeleri neden memleketinin topraklarına göz dikmişti? Daha fazla toprağa sahip olmak, daha zengin olmak, daha rahat bir hayat sürmek ya da en güçlü olabilmek için miydi bütün bu olanlar? Bütün bu ölümler; kime, neyi kanıtlıyordu ki?

Bir zamanlar çocukların ayakları altında ezilen çayırları, tankların paletlerinin ezmeye hakkı var mıydı? Kahkahaların çınladığı sokakları top sesleri kaplamıştı. Artık, insana dair tek tük sesler acı dolu inlemelerden, kötü haberlerin ulaştığı evlerdeki ağlayışlardan ibaretti.

Kucağında, belki de son dakikalarını geçirmekte olan arkadaşını sevdiklerinden ayıran kurşunu kim ateşlemişti? Kendi yaşlarında adı farklı, görünüşü farklı, üstünde dalgalanan bayrağı farklı bir asker ateşlemişti muhtemelen. Katil miydi öldüren ya da ölen ölümü hak etmiş miydi? Kim veriyordu bunun kararını? Koca koca adamların sözleri ölüm olup gençlerin üstüne mi yağıyordu acaba? Karşısındakinin gözlerine bakarken öldürebilme gücünü ne verebilirdi bir insana? Nasıl ikna ederdiniz bir delikanlıyı ölüme ya da öldürmeye? Ona neler vaat edebilirdiniz ölüm kusan makineleri ellerine verirken? Hangi büyük sözlerle doldururdunuz kafalarını? Üstelik öylesine doldururdunuz ki kendi düşüncelerine hiç yer kalmazdı, değil mi?

Hele vicdan… Vicdanınızı nereye kilitlemiş olabilirdiniz ki ölümler karşısında? Kalbin en ücra dehlizlerinde, sesi duyulmasın diye en derinlere mi gömerdiniz ya da?

Ölümün bedeli neydi, ne olmalıydı?

Cevabını bulamadığı sorular zihnini istila ederken arkadaşının elinin gevşediğini, bakışlarının donuklaştığını fark etti. Ölümün yüzü soğuktu. Günlerdir hava da soğuktu ama en çok şimdi üşüdüğünü hissediyordu.

Miğverine uzandı. Dizleri üstünde doğruldu. Gözleriyle cephe hattını taradı. Bir sürü askerin cansız bedeni toprağın üstündeydi. Birçoğu da yaralı bedenlerinin acısıyla kıvranmaktaydı. Güneşin batmasına dakikalar kalmış, insanlık ise çoktan batmıştı.

Vurulan İnsan, Ölen İnsanlık” hakkında 5 yorum:

    1. zaferb Metnin yazarı

      Teşekkür ederim Yasemin. Yaşadıklarımız, gözlemlediklerimiz üzerimizde izler bırakıyor olacak ki bu tür mecralarda su üstüne çıkıyorlar.

      Cevapla
  1. Feri Peri

    Tekrar tekrar okudum, çok içten ve anlamlı yazmışsınız. Turgut Özakman’ın kitaplarını okuduğum zamanlardaki gibi bir his kapladı içimi…
    Kaleminiz daim, hikayeleriniz hep böyle güzel olsun 🙂

    Cevapla
    1. zaferb Metnin yazarı

      Değerleri yorumunuz için teşekkür ederim. 🙂

      İnsanlığı yönlendirebilecek birçok duygu arasından en kalıcı olanları güç, hırs, bencillik, başkasına yaşam hakkı tanımama gibi duygular oluyor maalesef. İyi insanların dünyayı değiştirebilecek etkisi maalesef azalıyormuş gibi hissediyorum. Umarım bu konuda yanılırım.

      Cevapla
  2. Cansın

    “Vicdanınızı nereye kilitlemiş olabilirdiniz ki ölümler karşısında?” en çok etkilendiğim cümlelerden biri oldu. Dünya’yı temiz kalpli güzel çocuklar yönetmeli diye boşuna dizeler dökülmüyor. Kaleminize sağlık ????

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir